1 Temmuz 2020 13:20

Mücahit Ak – Ankara’dan dayı aranıyor

Mücahit Ak – Ankara’dan dayı aranıyor

Mücahit Ak – Ankara’dan dayı aranıyor

Dayı, kelime anlamı itibariyle annenin erkek kardeşi demektir. Mecazi anlamda ise güçlü, kudretli, arka çıkan anlamlarında da kullanılabilir. İkinci anlamda değerlendirildiğinde; insanın her şehirden dayısı olabilir. İstanbul’dan, Konya’dan, Burdur’dan, Bilecik’ten… Peki Ankara’da dayın var mı?

Bu soruyu en kritik zamanda sorarlar adama… Şayet Ankara da dayın yoksa seksen bir ilin tamamında dayın olsa ne fayda! Çünkü Ankara’daki dayı, maalesef köprüden geçirme adayı olarak bilinir. Ne de olsa halkın belleğinde Ankara güç, kudret ve iktidar demektir. Üzülerek söylüyorum ki; Devletin elini, hiç olmazsa parmağının birini üzerinde hissetmek istiyorsanız; ne yenge, ne hala ne amca… İlle de dayısı olmalı insanın!

Âşık Mahzuni, ‘Mamudo’ adlı türküsünde ne güzel dile getirmiş bu konuyu. Gelin o satırları hep birlikte okuyalım…

“Kurban gelir payın yoktur,
Haftan yoktur, ayın yoktur,
Ankara’da dayın yoktur,
Mamudo, kurban niye doğdun?”

Bu satırları okuduğunuzda sizde içinizden, ‘Aşık Mahzuni ne güzel yazmış’ dediyseniz, muhakkak toplumda yanlış giden bir şeyler var demektir. Demek ki ehliyet ve liyakate dikkat etmiyoruz.

Ehliyetten anladığımız araba sürmek için belge midir?

Ehil olan ve belirli işe yeterli olan kişi anlamında kullanılan bu söz, günlük yaşamda sık sık sitem konusu olarak karşımıza çıkıyor. Ehliyet ve liyalate dikkat edilmediği, tanıdıkların ve yetersizlerin etkili mercilere ve konumlara getirildiği eleştirileri sık sık yapılmaktadır. Eğer ehliyetten anladığımız sadece araba sürmek için gerekli olan belge ise bu çok ama çok vahimdir. Şu da unutulmamalıdır ki; keskin viraj işaretini bilmeyen ehliyetsiz bir sürücünün arabayı şarampole yuvarlayabilme ihtimali her zaman çok yüksektir. Aynı şekilde ehliyetsiz bir yönetici ise toplumu külfettir.

Bireyler toplumu oluşturur!

Tarihimiz boyunca birçok dönemde akraba ilişkileri, tanıdıkların bir yere gelmesi, güçlü olanın gücünü fazlaca hissettirmesi gibi konular gündeme gelmiş ve eleştirilmiştir. Peki sormak istiyorum! Ortaya çıkan çarpıklıklardan hep güçlüler veya yöneticiler mi suçludur? Toplumu oluşturan bireylerin hiç mi suçu yoktur? Bir birey işe girdiğinde ya da etkili bir konuma geldiğinde övüne övüne falancayı aradık konuyu hallettik diye anlatabiliyor ise, yine aynı birey işleri olmadığında ‘Hep tanıdıklarını alıyorlar. Adamı olmayanı almıyorlar. Böyle düzen olmaz olsun’ diyebiliyorsa suç sadece yöneticilerin midir?

Aynaya sadece güzel miyim diye bakmamalıyız!

Eğer toplumda bir eksiklik ya da yanlış giden bir şeyler varsa, muhakkak ki toplumu oluşturan bizlerde de doğrudan ya da dolaylı yanlışlıklar vardır. Eleştirirken hakkaniyetli olmayı, iğnelerken aynaya bakabilmeyi, yıkıcı değil yapıcı olmayı ilke olarak benimsemeliyiz.